Batı Şeria'da İdari ve Hukuki Dönüşüm
İsrail yönetimi, Batı Şeria'daki varlığını kalıcı hale getirmek amacıyla kapsamlı bir strateji yürütüyor. Bu sürecin en kritik adımlarından biri, 1967 yılından bu yana ilk kez bölgeye taşınan İsrail tapu kayıt sistemidir. Planlanan takvime göre, 2030 yılına kadar C Bölgesi'nin yüzde 15'lik kısmı bu sisteme entegre edilecek. Bu hamle, mülkiyetini belgeleyemeyen Filistinlilerin topraklarının devlet arazisi olarak kaydedilmesine ve işgalin hukuki bir kılıfa büründürülmesine imkan tanıyor.
Oslo Anlaşmaları'nın Etkisizleştirilmesi
Oslo Anlaşmaları ile belirlenen idari yapı, İsrail'in yeni müdahaleleriyle sarsılıyor. İsrail, yalnızca kendi kontrolündeki C Bölgesi'nde değil, Filistin yönetiminin yetkili olduğu A ve B bölgelerinde de doğrudan idari yetki kullanmaya başladı. Sivil İdare birimleri aracılığıyla yapı yıkımı, arazi müdahalesi ve mülklere el koyma işlemleri gerçekleştiriliyor. El Halil örneğinde görüldüğü üzere, belediye yetkilerinin İsrail ordusuna bağlı yönetime devredilmesi, Filistin yönetimini sembolik bir yapıya dönüştürme amacını taşıyor.
Siyasi Motivasyonlar ve Seçim Süreci
Saha operasyonlarının ve yerleşim genişletme politikalarının arkasında siyasi hesaplar yatıyor. 27 Ekim 2026'daki seçimlere hazırlanan Başbakan Binyamin Netanyahu, anketlerde eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un gerisinde kalmış durumda. Netanyahu'nun iktidarını sürdürebilmesi, yerleşimlerin büyümesini ve ilhakı savunan aşırı sağcı koalisyon ortaklarının desteğine bağlı.
Bu siyasi tablo, yerleşimci şiddetinin ve askeri baskının artışını tetikliyor. Silahlandırılan yerleşimciler, devlet politikalarıyla uyumlu şekilde hareket ederek Filistinlileri topraklarından uzaklaştırıyor. Sonuç olarak İsrail, resmi bir ilhak ilanıyla uluslararası tepki çekmek yerine; ulaşım, mülkiyet ve idari yapıları değiştirerek geri dönülemez bir egemenlik düzeni kurmayı hedefliyor.