Türkiye İş Bankası desteğiyle yürütülen bilimsel çalışmalar kapsamında, Ege Denizi'nin derinliklerinde daha önce bilinmeyen devasa bir mercan ormanı keşfedildi. Gökçeada ile Semadirek arasındaki bölgede gerçekleştirilen araştırmalar, su altı dünyasının zenginliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, keşfin yaklaşık 70 metre derinlikte başladığını ve 120 metreye kadar uzandığını belirtti. Kıyıdan 2 deniz mili açıkta başlayan bu doğal oluşumun 2 kilometreden daha geniş bir alana yayıldığı ifade ediliyor. Araştırmada kullanılan uzaktan kumandalı su altı robotları, bölgenin sadece mercanlar için değil, çeşitli balık ve omurgasız canlılar için de önemli bir yaşam alanı olduğunu kanıtladı.
Yumuşak mercan türleri dikkat çekiyor
Keşfedilen mercanların, sert mercanlardan ziyade "gorgon" olarak bilinen yumuşak mercan türlerinden oluştuğu tespit edildi. Prof. Dr. Öztürk, bu türlerin arasında Akdeniz'de nadir görülen örneklerin de bulunduğunu vurguladı. Yapılan incelemelerde mercanların oldukça sağlıklı olduğu, iklim değişikliğinin neden olduğu lezyon veya doku kaybı gibi olumsuz belirtilere rastlanmadığı kaydedildi.
İstanbul Üniversitesi'nden Doç. Dr. Onur Gönülal ise mezofotik kuşak olarak adlandırılan yarı karanlık bölgedeki koralijen yapıların, Türkiye'nin en derin mercan kayıtları arasında yer alabileceğini ifade etti. Gönülal, su altı araçlarıyla 98 metre derinliğe kadar inerek bölgeyi detaylı şekilde görüntülediklerini belirtti.
Bilimsel çalışmalar devam edecek
Keşfedilen alanın Türkiye kara suları içerisinde yer aldığı ancak mercan ormanının sınırlarının henüz tam olarak belirlenemediği açıklandı. Bilim ekibi, mercanların 200-300 metre derinliğe kadar devam edebileceği ihtimali üzerinde duruyor. Bölgedeki fay kırıkları ile su ve gaz çıkışlarının mercan topluluklarıyla olan ilişkisini anlamak için eylül ve ekim aylarında yeni incelemeler yapılacak.
Uzmanlar, bu keşfin Ege Denizi'nin biyolojik çeşitliliği açısından büyük bir umut kaynağı olduğunu belirterek, alanın gelecekte koruma altına alınması gerektiğinin altını çiziyor. 10 yıllık bir birikimin sonucu olan bu çalışma, Türkiye denizlerindeki ekosistemin korunması adına önemli bir veri kaynağı oluşturacak.