Antik Roma kenti Pompei'nin hikâyesinin MS 79 yılında Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla sona erdiği düşüncesi, yeni arkeolojik keşiflerle değişiyor. Pompei Arkeolojik Parkı'nın güney kesiminde yer alan Insula Meridionalis bölgesinde yürütülen kazılar, kentin patlamadan sonra da tamamen terk edilmediğini ve yüzyıllar boyunca yerel toplulukların yaşam alanı olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Rönesans izleri gün yüzüne çıktı
Arkeologlar, 15. ve 16. yüzyıllara tarihlenen seramik parçaları ve çeşitli eserler keşfetti. Bu bulgular, bölgenin 1748 yılında başlatılan resmi Bourbon kazılarından çok daha önce insanlar tarafından kullanıldığını kanıtlıyor. Pompei Arkeolojik Parkı Direktörü Gabriel Zuchtriegel, bu keşiflerin kentin sadece patlamayla dondurulmuş bir yer olmadığını, aksine uzun süre boyunca yerel hafızada yaşayan bir yerleşim yeri olduğunu vurguluyor.
Zuchtriegel, patlamanın ardından bölgenin post-apokaliptik bir manzara sunduğunu ancak geri dönen toplulukların kentin hatırasını canlı tuttuğunu belirtiyor. Uzmanlara göre, bölgede kullanılan "Civita" toponimi, gömülü kente dair yerel bilincin nesiller boyu aktarıldığının en somut göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Kolektif hafızanın bir parçası
Bu dönemde bölgede yaşanan hareketliliğe dair bir diğer dikkat çekici detay ise, yakın zamanda Beata Vergine Bazilikası'nda bulunan ve Andrea Mantegna'ya atfedilen "Deposizione di Cristo" tablosu. Her ne kadar bu tablo ile arkeolojik bulgular farklı tarihsel süreçlere ait olsa da, her iki keşif de Pompei'nin kolektif hafızadan hiçbir zaman bütünüyle silinmediğini destekliyor.
Arkeolojik Park yönetimi, Insula Meridionalis şantiyesinin artık ziyaretçilere açık olduğunu duyurdu. Arkeologlar ve restoratörler eşliğinde gerçekleştirilen ziyaretler, pazartesiden cumaya 11.00 ile 12.00 saatleri arasında, önceden rezervasyon yaptırılarak gerçekleştirilebiliyor. Bu yeni bulgular, Pompei'nin sadece arkeolojik bir keşif değil, yüzyıllar boyunca süregelen bir yaşam alanı olduğunu yeniden tanımlıyor.