İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD ile yürütülen savunma yardımı görüşmelerinde beklenmedik bir hamleye imza attı. ABD'li yetkililerin on yıllık kapsamlı bir yardım paketini onaylamaya hazır olduğu bir dönemde Netanyahu, İsrail'in bu yardımın yalnızca yarısını kabul edeceğini duyurdu. Söz konusu karar, İsrail'in savunma bütçesi ve gelecekteki operasyonel kapasitesi üzerinde ciddi soru işaretleri yarattı.
İsrail basını, ordunun Gazze, Lübnan ve Suriye'deki yoğun operasyonları nedeniyle ciddi bir mali krizin eşiğinde olduğunu vurguluyor. Maariv gazetesi, ordunun mevcut ihtiyaçları ve savaşın getirdiği ağır ekonomik yük göz önüne alındığında, bu kararı anlaşılmaz bir adım olarak nitelendirdi. Aradaki bütçe farkının İsrail tarafından karşılanması gerekecek olması, zaten zorlanan savunma bütçesini daha da daraltacak.
İsrail Hava Kuvvetleri'nin son üç yılda dokuz yıllık rutin uçuş miktarına ulaştığı, tank ve zırhlı araçların ise yoğun kullanım nedeniyle ciddi yıpranma yaşadığı belirtiliyor. Savaşın ekonomik maliyeti, yedek askerlerin maaşları ve lojistik giderlerle birlikte katlanarak artıyor. Sadece bir aylık yedek asker maliyetinin yaklaşık 2,1 milyar şekel olduğu hesaplanırken, bu tutarın yedi adet F-35 savaş uçağına eşdeğer olduğu ifade ediliyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri'nin verdiği kayıplar da dikkat çekici boyutlara ulaştı. Resmi verilere göre 1138 asker hayatını kaybederken, 11 bin 730 personel yaralandı. Ayrıca, asker aileleri arasında yapılan anketler, ailelerin yüzde 75'inin yaşam rutinlerinin bozulduğunu ve ordudaki görevlendirmelerin aile yapısı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını gösteriyor. Yedioth Ahronot gazetesinin analizine göre, bu durum ordunun personel kaybı yaşama riskini artırıyor.
Netanyahu'nun yardımı yarı yarıya azaltma kararı, ordunun yeniden yapılanma çabalarını zorlaştırırken, işgal bölgelerindeki yoğun askeri varlığın sürdürülmesi bütçe üzerindeki baskıyı derinleştiriyor. ABD Hazinesi'nden gelecek desteğin kısıtlanmasıyla birlikte, İsrail ordusunun mevcut kaynaklarla yetinmek zorunda kalacağı ve bu durumun uzun vadeli stratejik sonuçlar doğurabileceği öngörülüyor.