Usta yönetmen Ridley Scott, kariyerindeki inişli çıkışlı grafiğine bir yenisini daha ekledi. Peter Heller'ın 2012 yılında yayımlanan romanından beyazperdeye uyarlanan The Dog Stars, kıyamet sonrası bir dünyada hayatta kalma mücadelesini konu alıyor. Ancak film, yönetmenin önceki başarılı yapımlarının aksine izleyiciler ve eleştirmenler nezdinde hayal kırıklığı yaratan bir yapım olarak öne çıkıyor.
Hikaye, dünya genelinde yayılan viral bir salgın sonrası hayatta kalan Hig karakterine odaklanıyor. Jacob Elordi tarafından canlandırılan Hig, köpeği Jasper ile birlikte Cessna uçağıyla keşifler yaparak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Josh Brolin'in hayat verdiği Bangley karakteriyle yolları kesişen Hig, gizemli bir radyo sinyalinin peşinden giderek yeni bir umut arayışına giriyor. Bu yolculuk onu Margaret Qualley ve Guy Pearce'ın canlandırdığı karakterlerle bir araya getiriyor.
Film, kıyamet sonrası türündeki klasikleşmiş yapımlara göz kırpan referanslar içerse de, bu unsurları özgün bir anlatıya dönüştürmekte zorlanıyor. Eleştirmenler, filmin hem karakter odaklı bir dram hem de aksiyon türünde ilerlemek isterken iki alanda da yeterli derinliğe ulaşamadığını belirtiyor. Özellikle senaryonun, toplumsal çöküş ve yas gibi temaları işleme konusunda yüzeysel kaldığı vurgulanıyor.
Görsel açıdan Erik Messerschmidt'in başarılı görüntü yönetimi dikkat çekse de, filmin ağır ilerleyen temposu izleyiciyi hikayeden koparıyor. Josh Brolin'in performansı ve karakterinin dış görünüşü gibi detaylar öne çıkarılsa da, genel kanı filmin heyecan verici olmaktan uzak olduğu yönünde. Ridley Scott'ın 88 yaşında hala aktif bir şekilde kamera arkasında olması takdir toplasa da, The Dog Stars yönetmenin filmografisinde zayıf bir halka olarak değerlendiriliyor. Sinemalarda gösterimde olan yapım, türün meraklıları için beklentileri karşılamaktan uzak bir deneyim sunuyor.