Yunanistan'da 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın yıl dönümünde, Yunan devlet televizyonu ERT'de yayınlanan bir programda dile getirilen ifadeler dikkat çekti. Bir akademisyenin, Yunan Ordusu'nun Anadolu'daki işgal yıllarında gerçekleştirdiği katliamlarla yüzleşilmesi gerektiğini savunması, ülkede geniş yankı uyandırdı.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Esra Özsüer, bu beyanatın Yunan resmi tarih yazımı açısından önemli bir itiraf niteliği taşıdığını belirtti. Özsüer, Yunanistan'ın 1994 ve 1998 yıllarında kabul ettiği sözde soykırım yasalarıyla, Anadolu'daki işgal dönemini bir mağduriyet anlatısı üzerine kurmaya çalıştığını hatırlattı. Akademisyene göre, bu yeni itiraf, Yunanistan'ın geçmişteki iddialarını nötrleyebilecek bir bilgi kaynağı sunsa da, Yunan devletinin resmi tarih anlayışında köklü bir değişikliğe gitmesi beklenmiyor.
Deniz yetki alanları ve jeopolitik gerilim
Atina'nın gündemindeki bir diğer önemli başlık ise Türkiye'nin deniz yetki alanlarına ilişkin hazırladığı yeni yasa tasarısı oldu. Yunan makamları, tasarının içeriği henüz netleşmemiş olmasına rağmen, bu düzenlemenin kendi egemenlik haklarını hukuki açıdan tehdit edebileceği endişesini taşıyor. Yunan Dışişleri ve Savunma bakanlıkları, bu durumu ulusal güvenlik meselesi olarak gördüklerini ve tek taraflı adımları kabul etmeyeceklerini vurguluyor.
Öte yandan Yunanistan'ın dış politika stratejisi, Doğu Akdeniz'deki ittifaklar ve Türkiye ile yürütülen diplomatik süreçler arasında bir denge arayışına dayanıyor. İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile enerji ve güvenlik alanlarında iş birliğini geliştiren Atina, aynı zamanda 2021 yılından bu yana Türkiye ile sürdürülen pozitif gündem sürecini de korumaya çalışıyor. Doç. Dr. Özsüer, iki ülkenin ulusal çıkarlarının örtüşmediği bir ortamda, Yunan dış politikasının hem Türkiye'ye karşı bir ittifak bloğu içinde yer alıp hem de Ankara ile diplomatik kanalları açık tutan karmaşık bir denge politikası izlediğini ifade ediyor.