ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Avrupa Birliği'nin İran'ı uluslararası finans sisteminden dışlamayı hedefleyen Ekonomik Dışlama Operasyonu'na resmen dahil olduğunu iddia etti. Washington yönetimi, bu gelişmeyi İran üzerindeki uluslararası baskının güçlendiğinin bir kanıtı olarak sunarken, Brüksel'in tutumu daha temkinli bir çizgide seyrediyor.
Resmi katılım mı, diplomatik destek mi?
Bessent, Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan bir açıklamaya atıfta bulunarak, Birlik'in İran'a karşı erken ve güçlü bir tavır aldığını belirtti. Ancak Avrupa Komisyonu'nun metni incelendiğinde, ABD'nin yaptırım kampanyasına yönelik dilin oldukça ölçülü olduğu görülüyor. AB, ABD öncülüğündeki ekonomik baskı çabalarını memnuniyetle karşıladığını ifade etse de, operasyona resmen katıldığına dair herhangi bir taahhütte bulunmuyor.
Brüksel, kendi yaptırım rejiminde bir değişikliğe gitmediğini ve İran'ın nükleer programı ile bölgesel faaliyetlerine karşı mevcut politikalarını sürdürdüğünü vurguluyor. Ayrıca AB, Washington'un aksine, barış müzakerelerinin devam etmesi gerektiğine olan inancını koruduğunu açıkça belirtiyor.
Şirketler için yaptırım riski
ABD'nin başlattığı operasyon; İran'ın altın, sivil havacılık, ileri teknoloji ve deniz taşımacılığı gibi alanlara erişimini kısıtlamayı amaçlıyor. Bu süreç, İran ile ticaret yapan yabancı şirket ve bankalara yönelik ikincil yaptırımları da beraberinde getiriyor. Avrupalı bankalar ve ihracatçılar için bu durum ciddi bir belirsizlik yaratıyor.
Avrupa Birliği'nin yürürlükteki Engelleme Tüzüğü, Avrupalı şirketlerin Avrupa Komisyonu'ndan özel izin almadan ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarına uymasını ilke olarak yasaklıyor. Bu durum, Washington'un iddiaları ile Avrupa'nın hukuki çerçevesi arasında belirgin bir boşluk olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, kampanyayı desteklemek ile ona fiilen bağlı hale gelmek arasındaki farkın, Avrupalı aktörlerin gelecekteki ticari faaliyetleri üzerinde kritik bir rol oynayacağını belirtiyor.