Jeopolitik risklerin artması ve çatışma bölgelerinin genişlemesi nedeniyle küresel ölçekte savunma harcamaları yeniden gündemdeki yerini aldı. Soğuk Savaş sonrası dönemde gerileyen askeri bütçeler, son yıllarda artan tehdit algılarıyla birlikte yükselişe geçti. Bu bağlamda Ankara'da gerçekleştirilen NATO zirvesinde, ittifak üyelerinin 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılarının en az yüzde 3.5'ini temel savunma harcamalarına ayırma kararı dikkat çekti. Ayrıca kritik altyapı ve inovasyon gibi güvenlikle bağlantılı kalemlere ek kaynak ayrılması öngörüldü.
Türkiye, değişen güvenlik mimarisine uyum sağlarken savunma sanayi stratejisini yerli ve milli teknoloji üretimi üzerine kurdu. Son on yılda temel savunma harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı belirgin bir artış gösterdi. Bu artışın arkasında yatan temel yaklaşım, harcamaların sadece güvenliği sağlamakla kalmaması, aynı zamanda ekonomik kalkınmayı da desteklemesiydi. Yabancı teknoloji ithaline dayalı harcamalar yerine, yerli üretim ve inovasyona yapılan yatırımlar, sektörün dönüşümünü hızlandırdı.
Savunma sanayinde kaydedilen ilerleme sayısal verilerle de kendini net bir şekilde kanıtlıyor. 2002 yılında sadece 248 milyon dolar olan savunma sanayi ihracatı, 2025 itibarıyla 10 milyar dolar barajını aşarak rekor kırdı. Proje hacmi açısından da muazzam bir büyüme yaşandı. 2002'de 5.5 milyar dolar seviyesinde bulunan proje portföyü, 2025 yılı sonunda 100 milyar doların üzerine çıktı. Bu başarı, dünyanın en büyük 100 savunma sanayi şirketi listesinde beş Türk firmasının yer almasıyla taçlandırıldı.
Elde edilen bu sonuçlar, Türkiye'nin küresel savunma dinamiklerine en hızlı uyum sağlayan ülkelerden biri olduğunu gösteriyor. Geliştirilen teknolojilerin sahada sağladığı üstünlük sayesinde ülke, artık savunma sanayinde oyun değiştirici rolünü üstlenen sınırlı sayıdaki devletten biri haline geldi. Yerli üretim odaklı bu strateji, hem ulusal güvenliği güçlendiriyor hem de ekonomiye yüksek katma değerli ihracat ve istihdam sağlıyor.