Başkan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Finans Merkezi Halkbank Genel Müdürlüğü'nde düzenlenen 3. Küresel İslami Ekonomi Zirvesi'nde konuştu: "Dünya beşten büyüktür" tespitimiz yalnızca kural ve değerlerin yok sayıldığı uluslararası konjonktürü değil, aynı zamanda eşitsizlik ve sömürüye dayalı ekonomik ve ticari ilişkileri de kapsamaktadır. "Daha adil bir dünya mümkün" derken de aynı şekilde insanlık ailesi olarak çaresiz olmadığımızı, gerek ekonomide gerek uluslararası ilişkilerde tek bir sisteme mahkûm olmadığımızı ifade ediyoruz. Hâlihazırdaki küresel finans mimarisine yönelik eleştiri ve itirazlarımızı daha da yoğunlaştırmalı, somut alternatifleri hayata geçirebilmek için daha çok çaba harcamalıyız. İslam ekonomisinin vazettiği prensipleri ne kadar sahiplenirsek, bu modeli ne denli odak ve hareket noktası hâline getirirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız. Biliyorsunuz, bizde her şeyden önce bereket diye bir kavram vardır. Bereket, rahmetli Erbakan Hocamızın tarifiyle, helal yollardan elde edilen bir liralık kazancın, haram bulaşan iki liralık kazançtan daha büyük olduğuna inanmaktır. Dolayısıyla bereket, kapitalist ekonomi teorileriyle anlaşılması mümkün olmayan bir mefhumdur.

Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın, etik ve ahlak dışı rekabetin olduğu yerde bereket bulunmaz. Yalnızca kâr maksimizasyonu ve tüketim hırsının dikkate alınıp toplumsal fayda ve adaletin dışlandığı bir ortamda bereket kendisine yer bulamaz. İslam iktisadı; adalet, ahlak, erdem, diğerkâmlık, risk paylaşımı, sürdürülebilirlik ve sosyal refah gibi değerler etrafında teşekkül eder. Yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda içtimai bünyenin güçlendirilmesini ve çevrenin korunmasını da esas alır. İnfakı, yardımı, dayanışmayı, dezavantajlı grupları koruyup kollamayı gözetir. Bu değerlerimizi küresel ekonomi aktörlerine iyi anlatmak, mevcut sistemi bu hasletler ışığında tadil, tamir ve revize etmek Müslümanlar olarak hepimizin öncelikli misyonu olmalıdır. Elbette bunun için bereket mefhumuna samimiyetle inanmamız, çok daha önemlisi evimizden, sokağımızdan ve ticarethanelerimizden başlayarak bereketin temsil ettiği hasletleri bizzat yaşamamız ve yaşatmamız gerekir. İslam iktisadının ayrılmaz bir parçası olan katılım finansı, sadece Müslümanlar için değil, tüm dünya için daha adil ve güvenli bir modeldir. Bankacılık, sermaye piyasaları, sigortacılık, tasarruf finansmanı ve sosyal finans gibi alanları kapsayan katılım finansını, yeni bir küresel finans mimarisinin inşasına katkı sağlayabilecek güçlü bir yapı olarak görüyorum. Katılım finans sistemini Türkiye'nin ekonomik kalkınması ve finansal istikrarı açısından stratejik bir unsur olarak değerlendiriyoruz. İstanbul Finans Merkezi'nin iki taşıyıcı kolonundan birinin fintech, diğerinin ise katılım finans olması, bu sistemin gelişimine verdiğimiz önemin açık bir göstergesidir.

GÜÇLÜ BÜYÜME SÜRÜYOR Kıymetli dostlar, şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmekte fayda görüyorum. Türkiye'de katılım finans alanındaki kurum sayısı ve işlem hacmi istikrarlı bir şekilde artmaya devam ediyor. Aktif büyüklüğü 4.7 trilyon lirayı aşan katılım bankacılığı, sektördeki payını yüzde 9.5 seviyesine yükselterek güçlü büyüme performansını sürdürüyor. Hâlihazırda 3'ü dijital olmak üzere faaliyet gösteren 10 katılım bankamız, çeşitlenen ürün ve hizmet portföyleriyle sistem içindeki ağırlığını artırıyor.

AlBaraka Forum Mütevelli Heyeti Başkanı Abdullah Saleh Kamel, Başkan Erdoğan'a tablo hediye etti

TÜRKİYE'YE YATIRIM CAZİP Ülkemizi yatırımın, üretimin ve finansal araçların bir araya geldiği güçlü bir bağlantı noktası yapmak için yoğun çaba harcıyoruz. Dün yürürlüğe giren kapsamlı yasal düzenlemeyle ülkemizin yatırım cazibesini artıracak rekabetçi bir teşvik programını hayata geçirdik. İstanbul Finans Merkezi'ndeki katılım finans kuruluşlarının finansal hizmet ihracatından elde ettikleri gelirler için uygulanan yüzde 100 oranındaki kurumlar vergisi matrah indiriminin süresini 2047 yılına kadar uzattık. Finansal faaliyet harcı muafiyetini 5 yıldan 20 yıla çıkardık.

BORCA VE FAİZE DAYALI SİSTEME AMELİYAT GEREKİR İslam âlemi olarak son yıllarda farklı cephelerde pek çok krizle aynı anda mücadele ediyoruz. Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki İsrail mezalimi, ateşkese rağmen hâlâ devam ediyor. Siyonist katliam şebekesi, pervasızca yürüttüğü işgal ve istila politikasını Lübnan'ın güneyinden Beyrut'un içlerine doğru günden güne genişletiyor. İran merkezli savaş, Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerin durma noktasına gelmesiyle birlikte yalnızca Körfez'deki kardeş ülkelerimizi değil, tüm dünyayı olumsuz etkiliyor. Coğrafyamızdaki güven ve istikrar iklimi; savaş, kriz, kardeş kavgası ve belirsizliklerin tesiriyle maalesef giderek daha da fazla tahrip ediliyor. Özellikle ekonomi ve finans alanında küresel bir kırılmanın meydana geldiği gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak sarsıntıların neredeyse her ülkede hissedildiği günleri yaşıyoruz. Küresel borçluluk 2026'nın ilk çeyreğinde 350 trilyon dolara ulaştı. Bu borç yükünün ne kadar sürdürülebilir olduğu küresel ekonominin geleceği açısından cevaplanması gereken ciddi bir sorundur. Ameliyat gerektiren rahatsızlıkları pansumanla tedavi edemezsiniz. Borca ve faize dayalı küresel finans mimarisi 2008 krizi sonrasında krizin kök sebeplerini ortadan kaldırmak yerine palyatif adımlarla sorunu halının altına süpürmeyi tercih etmiştir.