Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakereleri uzun süredir donmuş olan Türkiye, Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerini kurumsal yapının dışına çıkararak ikili anlaşmalar üzerinden yeniden şekillendiriyor. AB'nin yeni savunma girişimi olan SAFE programına dahil edilmemesine rağmen Ankara, kıta ülkeleriyle savunma, enerji ve ticaret alanlarında stratejik ortaklıklar kurmaya devam ediyor.
Savunma Sanayiinde Yeni İş Birlikleri
Türkiye'nin son dönemde Avrupa ülkeleriyle imzaladığı savunma anlaşmaları dikkat çekiyor. İtalya ile hava sistemleri ve insansız hava araçları konusunda ortaklıklar kurulurken, İspanya'ya 2.6 milyar euro değerinde Hürjet satışı gerçekleştirildi. Ayrıca Polonya, Romanya ve Çek Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalar, Türk savunma sanayii ürünlerinin Avrupa pazarındaki yerini güçlendirdi. Almanya'nın, İngiltere'nin Türkiye'ye Eurofighter savaş uçağı satışına yönelik vetosunu kaldırması ise bu alandaki en önemli diplomatik gelişmelerden biri olarak öne çıktı.
Ekonomik ve Stratejik Odak
Ticari ilişkilerde de benzer bir ivme gözlemleniyor. Türkiye ile İngiltere arasında stratejik ortaklık çerçevesi oluşturulurken, Macaristan ile enerji ve ulaştırma dahil 16 farklı alanda iş birliği kararı alındı. Fransa'nın Türkiye'ye yönelik yatırım planları ve Yunanistan ile imzalanan ekonomik iş birliği protokolleri, ilişkilerin pragmatik bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bulgaristan ile yeni bir gümrük kapısı açılması için hazırlıkların sürdüğünü belirtti.
Uzman Görüşleri: Çıkara Dayalı İlişkiler
Siyaset ve Ekonomi Araştırmaları Vakfı (SETA) verilerine göre, Türkiye-AB ticaret hacmi 2025 yılında 217 milyar euroyu aşarak rekor kırdı. Ancak uzmanlar, bu gelişmelere rağmen gümrük birliğinin güncellenmemesinin büyük bir eksiklik olduğunu vurguluyor. Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen, AB'nin Türkiye'yi genişleme perspektifinden ziyade güvenlik ve göç yönetimi gibi alanlarda bir ortak olarak gördüğünü ifade ediyor. Oxford Üniversitesi'nden Profesör Başak Çalı ise AB'nin Türkiye ile ilişkilerini demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerden ziyade, kendi stratejik öncelikleri üzerinden kurguladığını savunuyor. Bu durum, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde kurumsal entegrasyondan ziyade, dönemsel ve çıkara dayalı bir modelin kalıcı hale geldiğini ortaya koyuyor.