Günlük yaşamın her alanında karşılaşılan mikroplastiklerin insan vücudundaki yayılımı, bilim dünyasının odak noktası haline geldi. Çin'deki Capital Medical University tarafından yürütülen ve Journal of Hazardous Materials dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, bu mikroskobik parçacıkların insan atardamarlarına kadar ulaşabildiğini kanıtladı.
Damar dokularında plastik birikimi
Araştırma kapsamında cerrahi müdahaleler sırasında alınan 17 farklı damar dokusu örneği incelendi. Analizler sonucunda, koroner arter, şah damarı ve aort örneklerinin nda mikroplastik varlığı doğrulandı. Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, yağ plaklarının bulunduğu damarlardaki mikroplastik yoğunluğunun, plak içermeyen damarlara kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla olmasıydı. Bu durum, mikroplastiklerin damar sertliği (ateroskleroz) ile olası bir ilişkisi olabileceği ihtimalini güçlendirdi.
İncelenen dokulardaki plastiklerin büyük çoğunluğunu, içecek şişeleri ve gıda ambalajlarında yaygın olarak kullanılan polietilen tereftalat (PET) oluşturdu. Uzmanlar, bu parçacıkların vücuda yiyecek, içecek veya solunum yoluyla girmiş olabileceğini değerlendiriyor.
Sağlık üzerindeki etkileri belirsiz
Araştırmacılar, elde edilen bulguların doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmak için yeterli olmadığını vurguluyor. Mikroplastiklerin damar sertliğine doğrudan yol açıp açmadığı veya damar yapısının bu birikimi etkileyip etkilemediği henüz netlik kazanmadı. Hayvan ve hücre çalışmaları, mikroplastiklerin oksidatif strese, hücresel hasara ve bağışıklık sisteminde iltihabi tepkilere yol açabileceğini gösterse de, insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkiler henüz tam olarak bilinmiyor.
2024 yılında The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan bir başka çalışma da benzer şekilde damar plaklarında plastik parçacıklar tespit etmiş ve bu durumun kalp krizi veya felç riskiyle bağlantılı olabileceğine işaret etmişti. Ancak uzmanlar, yaş, sigara kullanımı ve beslenme gibi pek çok faktörün bu sonuçları etkileyebileceğini hatırlatarak, mikroplastiklerin kalp-damar hastalıkları üzerindeki rolünün daha kapsamlı araştırmalarla aydınlatılması gerektiğini belirtiyor.