Korku sinemasının en popüler serilerinden biri olan Conjuring evreni, izleyicileri birbirine bağlı karmaşık bir dehşet ağına davet ediyor. James Wan'ın temellerini attığı bu yapımlar, özellikle tarihsel bir kronolojiyle izlendiğinde karakterlerin geçmişi ve olayların kökeni çok daha net anlaşılıyor. Serinin başlangıç noktası, 1952 yılında Romanya'daki bir manastırda geçen The Nun filmidir. Bu yapım, şeytani rahibe Valak ile ilk karşılaşmayı konu alarak evrenin gotik atmosferini başlatır.
Zaman çizelgesinde ilerlediğimizde, 1955 yılına odaklanan Annabelle: Creation, meşhur porselen bebeğin nasıl bir kötülük yuvasına dönüştüğünü gözler önüne serer. Ardından 1956'da geçen The Nun 2, Rahibe Irene'in Valak ile olan mücadelesini derinleştirir. 1967 yılına gelindiğinde ise ilk Annabelle filmi, lanetli bebeğin bir aile üzerindeki yıkıcı etkilerini işler.
Serinin en bilinen halkası olan 1971 yapımı The Conjuring, paranormal araştırmacılar Ed ve Lorraine Warren çiftini izleyiciyle tanıştırır. Bu film, modern korku sinemasının dönüm noktalarından biri kabul edilir. 1972'de geçen Annabelle Comes Home, Warren çiftinin evindeki lanetli objelerin serbest kalmasını konu alırken, 1973 tarihli The Curse of La Llorona ise Latin Amerika mitolojisinden beslenen farklı bir gerilim sunar.
Hikaye, 1977 yılında geçen The Conjuring 2 ile Londra'daki ünlü Enfield vakasına uzanır. 1981 yılına gelindiğinde The Conjuring: The Devil Made Me Do It, perili ev temasından uzaklaşarak adli bir cinayet davasını paranormal bir perspektifle ele alır. Son olarak, 1980'li yıllarda geçen The Conjuring: Last Rites, Smurl ailesinin yaşadığı olaylara odaklanarak serinin tüm düğümlerini çözen görkemli bir final sunar. Bu kronolojik takip, izleyicilerin evrendeki gizli bağları keşfetmesine olanak tanır.