Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu'nun işgal edilmesiyle başlayan süreçte, Türk milleti varoluş mücadelesi vererek Kuvayımilliye hareketini başlatmıştır. 1921 yılında gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi, savunma durumundan taarruz durumuna geçişin ilk büyük adımı olmuştur. Bu süreç, 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe'de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği Büyük Taarruz ile zirveye taşınmıştır.
Büyük Taarruz ve Dumlupınar Zaferi
Taarruzun ilk günlerinde Türk birlikleri, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirerek stratejik bir üstünlük sağlamıştır. 27 Ağustos'ta Afyonkarahisar'ın kurtarılmasıyla hız kazanan harekat, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Yunan ordusunun büyük kısmının imha edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu muharebe sırasında 57'nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey, Çiğiltepe'nin alınmasındaki gecikme nedeniyle görevini yerine getirememenin üzüntüsüyle hayatına son vermiştir.
Zaferin ardından 1 Eylül'de Dumlupınar'da ordulara seslenen Mustafa Kemal Paşa, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emrini vererek düşmanın yurttan tamamen atılması sürecini başlatmıştır. Bu emir doğrultusunda hızla ilerleyen Türk ordusu; Gediz, Uşak, Eskişehir, Balıkesir ve Manisa gibi şehirleri kısa sürede geri almıştır. 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir'e ulaşan Türk birlikleri, Yunan ordusunu denize dökerek Kurtuluş Savaşı'nın askeri safhasını başarıyla tamamlamıştır.
Tarihi Bir Dönüm Noktası
Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1924 tarihinde Zafertepe Çalköy'de yaptığı konuşmada, bu zaferin Türk tarihinin en önemli dönüm noktası olduğunu vurgulamıştır. Atatürk, bu zaferin sadece Türk tarihini değil, dünya tarihini de etkileyen kesin sonuçlu bir meydan savaşı olduğunu belirtmiştir. 1926 yılından itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaya başlanan 30 Ağustos, her yıl Türkiye'nin dört bir yanında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde büyük bir coşkuyla anılmaktadır. Bu zafer, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının ve ölümsüzlüğünün tescili olarak kabul edilmektedir.