Suudi Arabistan, batı kıyısında hayata geçirdiği The Red Sea projesiyle küresel turizm pazarında iddialı bir yer edinmeyi hedefliyor. 28 bin kilometrekarelik geniş bir alana yayılan bu devasa destinasyon, 90'dan fazla adayı kapsıyor. Ancak çevresel hassasiyetler nedeniyle bu adaların sadece 22'sinde yapılaşmaya gidilerek doğal ekosistemin korunması önceliklendiriliyor.
Rejeneratif Turizm Yaklaşımı
Projenin temelinde sadece çevreyi korumak değil, aynı zamanda doğayı iyileştirmeyi amaçlayan rejeneratif turizm anlayışı yatıyor. Red Sea Global Gelişim Direktörü Stephen Cheesebrough, tesislerin tamamen yenilenebilir enerjiyle çalıştığını ve atık yönetimi konusunda sıfır atık hedefiyle hareket ettiklerini belirtiyor. Bu yaklaşım, günümüz bilinçli gezginlerinin beklentileriyle de örtüşüyor.
Çeşitlilik ve Deneyim
Yetkililer, projenin Maldivler gibi klasik tatil noktalarından ayrıştığını vurguluyor. Bölge; mercan resifleri, dağlar, volkanik araziler ve çöllerin bir arada bulunduğu nadir bir coğrafi çeşitlilik sunuyor. Ziyaretçilere dalıştan sörfe, doğa yürüyüşlerinden golf sahalarına kadar 20'den fazla aktivite seçeneği sunulurken, bölgenin ülkenin diğer turistik noktaları olan AlUla ve Cidde'ye açılan bir kapı olması amaçlanıyor.
Ulaşım ve Gelecek Hedefleri
Kızıldeniz Uluslararası Havalimanı üzerinden sağlanan bağlantılarla yılın 12 ayı ziyaretçi kabul edilmesi planlanıyor. 2026 başından bu yana 78 bini aşkın yolcuyu ağırlayan havalimanı, uluslararası uçuş ağını genişletmeye devam ediyor. 2030 yılına gelindiğinde ise projenin 50 otel, 8 bin oda ve binden fazla konut kapasitesiyle yıllık bir milyon turisti ağırlaması hedefleniyor. Suudi Arabistan, bu yatırımla lüks turizmi çevresel sürdürülebilirlikle birleştiren yeni bir model oluşturmayı amaçlıyor.